Keneden Ne Kadar Korkmalıyız?

Devri Daim Makineleri Neden Çalışmaz?


Sürtünme Kuweti Nedir?


Özel Görelik - Einsten'a Göre Işık ve Zaman


Genel Görelik - Einsten'in Kütle Çekim Kuramı


Boyum Daha Uzar Mı?


Kuş Gribi Nedir?



Cam neden katı değildir?

Cam neden katı sınıfına sokulmaz? (Hamdi Çorlu)
Cam neden katı değildir? (Jülide Tavlı)

Bunu daha önce cevaplamaya çalışmıştık.
Cam neden katı madde değildir? (Mert Uçar)

Burada da aynı açıklamaya veriyorum, belki biraz daha farklı kelimeler kullanarak. Camın hemen hemen bütün özellikleri katı gibi davrandığını gösteriyor. Peki neden bazıları camı sıvı olarak düşünüyor? Önce bunu açıklamaya çalışalım.Akışkanlık açısından sıvıların çok çeşitli olduğunu hatırlayalım. Örneğin elimizde bir bardak içinde bir sıvı olsun ve biz bu bardağı ters çevirerek sıvıyı boşaltmaya çalışalım. Değişik sıvılar, değişik sürelerde boşalır. Örneğin su 1 saniye içinde tamamen bardağı terk eder. Bal veya gliserin gibi daha kıvamlı sıvılar için bu süre daha uzundur. Diyelim 1 dakika. Sıvıların akışkanlık özelliklerini belirleyen viskoside (ağdalılık) diye adlandırdığımız nicel bir özellikleri var. Değişik sıvılarda bu nicelik çok farklı değerler alıyor. Bunun alabileceği değerlerin bir en yüksek veya en düşük değeri de yok (kuramsal olarak böyle bir sınırlama yok). Dolayısıyla, baldan çok daha fazla ağdalı sıvılar da olabilir. Örneğin daha ağdalı bir sıvı bardağı 1 ayda boşaltır, çok daha ağdalı olan başka biri 1 yılda vs. Peki, eğer bir sıvı bardağı çok çok daha uzun bir süre, diyelim 10 trilyon yıl (evrenin yaşının 1000 katı) içinde boşaltıyorsa, o zaman bu sıvıya gerçekten �sıvı� diyebilir miyiz? Burada süre o kadar uzun ki, bu maddenin gerçekten akmaya başladığını değil gözlerimizle, hassas deney aletleriyle bile algılamamız imkansız.Bu bilimsel bir soru olmaktan daha çok, kullandığımız dille ilgili bir soru (veya felsefi bir soru). Aslında bu maddenin bir sıvı olduğunu baştan kabul ettik. Sıvılar için kullandığımız bir niceliği, viskositeyi, bu maddeyi tarif etmek için kullanıyoruz. Bunun bildiğimiz sıvılardan tek farkı, sadece viskosite değerinin aşırı derecede büyük olması. Büyük veya değil, böyle bir niceliğin söz konusu olması ne kadar yavaş olsa da akışkanlık anlamına geliyor, bu da o madde sıvıdır demektir. Ama, pratik anlamda bakarsak, bardağın içine koyduğumuz şey bizim zaman ölçeklerimize göre (1 yıl, 10 yıl veya 1000 yıl içinde) fark edilebilir hiç bir akma belirtisi göstermiyorsa, o zaman bu şeyin katılardan farklı olduğunu nasıl iddia edebiliriz? Bazı bilim adamları bu soruyu �pratik� anlamda cevaplamak için rasgele bir sınır koymuşlar: Eğer bir cisim 2 yıl içinde herhangi bir akma belirtisi göstermiyorsa, o cisim pratik anlamda bir katıdır. Buradaki �2 yıl� süresi biraz rasgele bir sayı, ama bunun da savunulabilir bir yönü var. İki yıl, bir doktora öğrencisinin yapabileceği en uzun deney süresi. Gerçi çok daha uzun süren deneyler de yapılmış geçmişte ama en azından bir öğrencinin öğrenim süresi içinde yapabileceği deney olarak 2 yıl oldukça uzun bir süre. Cam, bu anlamda bir katı (yani pratik anlamda).Peki, madem camın aktığını gözlemleyemiyoruz, o halde camın sıvı olduğu iddiası nereden kaynaklanıyor? Bu biraz camın yapılma süreciyle ilgili bir şey. Camın nasıl yapıldığı hakkında başka kaynaklardan gerekli bilgileri alabilirsiniz. Ben burada sadece konumuz için gerekli olanlar üzerinde duracağım. Önce �aşırı soğutma� dediğimiz bir olguyu açıklamaya çalışacağım. Aşırı soğutma, bir sıvıyı donma noktasının altındaki sıcaklıklara, herhangi bir donma belirtisi göstermeksizin soğutmaya deniyor. Örneğin saf su, bir atmosfer basınç altında -10 dereceye kadar aşırı soğutulabilir. Bu şartlar altında suyun donma noktası 0 derece. Ama bazı şartlar altında, herhangi bir donma olmaksızın daha düşük sıcaklıklarda da su elde etmek mümkün. Böyle bir su oldukça kararsızdır. Örneğin, suyun içine bir kaşık atarsanız, su aniden donar. Dolayısıyla, aşırı soğutma şartlarından biri bu süreç içinde kabı fazla sallamamak. Bunun dışında da bazı başka şartlar var elbette.Aşırı soğumanın nedeni şu. Normalde bir sıvının, örneğin suyun, donmaya başlaması için sıvı içinde bir katı çekirdeği oluşması gerekir. Sonra, sıvıdaki moleküller tek tek katı çekirdek üzerine eklenerek bu katı kütleyi yavaş yavaş büyütürler. Yani, donma her yerde aynı anda olmaz. Bir veya bir kaç yerde başlar ve bu noktaların çevresinde büyür. Aşırı soğutmayı gerçekleştirmek için yapılabilecek iki şey var. (1) Çekirdek oluşmasını engellemek. Bu bir çoklarına garip gelebilir ama donma noktasının altında bile, sıvının herhangi bir yerinde bir çekirdek oluşması oldukça zor. Bunun nedeni yüzey gerilimi kuvvetiyle ilgili bir şey ama ikisi arasındaki ilişkiyi burada açıklamak gereksiz. Ama, çekirdekler sıvı içinde bir düzensizlik olduğu zaman çok rahat oluşabiliyor. Bu düzensizlik sıvı içinde bir toz parçası olabilir (katı, toz parçasının çevresinde büyümeye başlar) veya kabın duvarlarında çizik gibi şeyler. Suyu aşırı soğutabilmek için kullandığınız kabın temiz ve çiziksiz, suyun da yeteri kadar temiz olması gerekiyor. (2) Çekirdeğin büyüme hızını azaltmak da donma hızını azaltır. Eğer sıvının akışkanlığı düşükse (yüksek ağdalılık), o zaman sıvı molekülleri oldukça yavaş hareket ettiklerinden, bir çekirdek oluşsa bile bu oldukça yavaş büyür. Camlar ikinci teknik kullanılarak oluşturulmuş aşırı soğutulmuş sıvılardır. Camın yapımında kullanılan karışım en başta normal sıvı olduğu (donma noktasının üzerinde) sıcaklıktadır. Sonra karışım hızla soğutulur (�hızla� derken bize göre değil de, donma hızına göre hızla demek istiyorum). Bu süreç içinde sıvı içinde donmuş çekirdekler oluşsa bile, büyüyecek zamanları olmaz. Karışımı ne kadar soğutursanız, viskosite (ağdalılık) o kadar artar, dolayısıyla çekirdek büyüme hızı da o derece azalır. Cam, normal oda sıcaklığına geldiğinde hala bu sıvı özelliklerini korumaktadır ama akışkanlığı o kadar düşmüştür ki, artık pratik olarak bunun bir sıvı olduğu fark edilemez. İşte camın sıvı olduğunu iddia edenlerin dayanak noktaları bu. Kısacası, camın hala bir sıvı olduğunu ve akmaya devam ettiğini, sadece bizim bunu fark edemediğimizi söylerler.Son olarak atomik yapı. İki farklı tür yapıdan bahsedebiliriz. Bunlardan birincisi atomların yan yana düzgün olarak dizildikleri yapılar ki biz bu yapılara kristal diyoruz. Çevremizde gördüğümüz neredeyse tüm katılar kristal yapıdadır. Kristal yapının bir katının girebileceği en düşük enerjili yapı olduğunu da söyleyebiliriz. Bunun dışında, atomların düzensiz olarak yerleştirildiği �katı� yapılara da amorf diyoruz. Camlar amorf yapıda. Gerçi amorf yapılarda kısa erimli bir düzen vardır ama bunlar kristaller kadar düzenli değildir. Örneğin, düzensiz yapılaşmış bir kent düşünün. Daha önce yapılan evlerin yakınlarına yeni yapılan binalar bunlara uygun yapılmıştır ve dolayısıyla bir takım sokaklar oluşmuştur, ama tüm kent düşünüldüğünde sokaklar rasgele yönlerdedir. Tamamen düzenli bir kentteyse, kentteki bütün sokaklar ya doğu-batı veya kuzey-güney doğrultusundadır. Neyse, enerji açısından düşünüldüğünde amorf bir yapı, atomlarının yerini değiştirerek kristal bir yapıya girme eğilimindedir. Camda da bu kuşkusuz doğru. Fakat, bir kaç atomun yerlerinden ayrılarak başka yerlere gitmelerinin önünde enerji açısında yüksek engeller var. Eğer bu engeller aşılırsa, kristal yapının büyümesi söz konusu. Kısacası, yukarıda anlattığım şeyler hala geçerli. Aşırı donmuş bir sıvı, hala katı çekirdeklerin (kristal) büyümesi devam ediyor ama bu süreç çok yavaş işliyor. Önemli bir nokta bu sürecin kristalleşmeyle (gerçek anlamıyla katılaşma, donma) bitmesi. Fakat, bu süreç devam ederken makro ölçekte şekil değişikliği olması da mümkün (akma). Demek istediğim, cam bir sıvı olsa bile, bal veya su gibi akıp giden bir sıvı değildir. Hareketin sonu her zaman donmadır.Son olarak, amorf yapıda bile katı özelliklerinin gösterildiğini belirtelim. Örneğin, esneklik. Bir pencere camını ortadan parmağınızla iterseniz, cam zorladığınız yönde şeklini değiştirir. Fakat, parmağınız çeker çekmez tekrar geri gelir. Hiç bir sıvıda görmediğiniz bir özellik bu. Bunun anlamı amorf yapıdaki atomların deformasyon sırasında ve parmak kalktıktan sonra birbirlerine göre konumlarını az çok korumaları. Bir sıvıda ise parmağımızı bastığımız anda, atomlar büyük oranda yer değiştirir, bazı atomlar komşularından tamamen uzaklaşır, yeni komşular kazanır vs. Parmağımızı çektikten sonra da, sıvı bu yeni atomik yapıyı başlangıç alarak akmaya devam eder (esnek maddelerde olduğu gibi, ilk konuma dönemez).Sonuç olarak, herkesin yaptığı gibi, son kararı siz verin. Cam katı mıdır, sıvı mıdır, yoksa kendine özgü bir madde midir, bu tamamen size kalmış. Ama pratik tanımların kullanışlılığını da göz ardı etmeyin: Kafanızı bir cama çarparsanız bu kuramsal tartışmanın hiç bir önemi kalmaz.

Sadi Turgut

Beynimin % Kaçını Kullanıyorum


Beynimiz yaklaşık 10-12 milyar arası nöron (sinir hücresi) içerir. Ancak bilindiği üzere beynimizin çok düşük bir yüzdesini kullanırız. Bunun nedeni aslında sinir hücrelerinin (yani bilgi depolayan nöronların) kendi kendilerini yenileyebilme özelliklerini yitirmiş olmalarıdır. Eğer sini hücresine sentrozom ya da sentrozomun görevini görebilecek enzim nakledilirse kendi kendilerini yenileyebilme özelliklerini kazanabilirler mi? Eğer bu mümkünse, beynimizin daha fazla bölümünü kullanabilir miyiz? (Cansın Kalın)Beynimizin Yalnızca % 10’unu Kullandığımız SöylencesiÖncelikle sorunuzun başında belirttiğiniz varsayıma göz atalım isterseniz: “Beynimizin çok düşük bir yüzdesini kullanırız.” Yaklaşık bir asır önce ortaya atılan bu iddianın kaynağı bazı bilim insanlarının söylem ve bulgularının yanlış yorumlanıp çarpıtılmasına dayanıyor. Bugün, sinir bilim ve beyin görüntüleme tekniklerindeki gelişmeler öyle gösteriyor ki, beynimizdeki tüm sinirler çeşitli eylemler sırasında aktive oluyor. Daha açık bir deyişle, kullanmadığımız herhangi bir sinir ağı bulunmuyor. Konuyla ilgili bir başka yaklaşımsa sinir hücrelerinin herhangi bir uyarıcı almadıklarında dejenere olarak işlevselliklerini kaybediyor olma özellikleri. Örneğin, görsel sistem. Gelişmenin erken dönemlerinde göz sinirleri yeterli uyarıcıya maruz bırakılmadıklarında görme yetisi kayboluyor. Benzer şekilde, eğer ki beynimizde kullanılmayan sinir ağları bulunsaydı, işlevselliklerini kaybetmiş olmalarını beklememiz gerekirdi. Fizyolojik kanıtlar bir yana, iddia evrimle de uyuşmuyor. Aktif olmayan, hayatta kalma mücadelemize katılmayan sinir ağları içeren büyük bir beyin evrimsel gelişimle de bağdaşmıyor. ANCAKOlgun haldeki sinir hücrelerinin (yani bilgi depolayan nöronların) kendi kendilerini yenileyebilme özelliklerini yitirmiş olmaları gibi bir durum söz konusu. Bu nedenle de, herhangi bir darbe ya da yaşlanma sonucu kaybedilen sinirler beyin kapasitesini doğal olarak olumsuz yönde etkiliyor.Beyindeki Sinir Hücreleri Gerçekten de Kendilerini Yenileme Yetisinden Yoksun mu?Beyindeki sinir hücrelerinin kendilerini yenileyebilme yetisinden yoksun olduklarını gösteren çalışmaların öncüsü 1960’larda yaptığı çalışmalarla ismini duyuran bir sinir bilimci: Dr. Pasko Rakic. Nitekim felç ya da diğer beyin zedelenmelerinde hastaların kaybettikleri konuşma ve yürüme gibi yetileri daha sonradan tekrar edinememeleri de bu bulguları destekler nitelikte. Ancak başlangıcı 1965 yılında sıçanlar üzerinde yapılan deneylere dayanan ve son yıllarda hız kazanan bir takım çalışmalar, beyindeki bazı bölgelerde sinir hücrelerinin yenilenebildiğini gösteriyor. Özellikle de belleksel işlevleri olan hippokampüs bölgesi ile makaklar üzerinde çalışılan üst düzey bilişsel işlemlerden sorumlu ve evrimsel gelişimde son sırada yer alan düşünme, koklama ve duyma ile ilişkili korteks bölgelerinin kök hücreler sayesinde sinirsel yönden yenilenebildikleri bulgular arasında. Ancak bilim insanları, bu çalışma sonuçlarının Alzheimer ya da Parkinson gibi sinir hücreleri kaybı içeren bir takım hastalıkların tedavisinde kullanılabilmesi için klinik ve uygulamaya yönelik daha çok çalışma yapılması gerektiğini söylüyorlar.Gelelim Sentrozomlarla Sinir Hücreleri Arasındaki İlişkiye...Sinir hücresinin başka bir hücre üretme olasılığının kalmadığı gelişim aşamasında sentrozoma rastlanmıyor. Her ne kadar bazı araştırmacılar, yaralanmaların olduğu birtakım yetişkin beyni bölgelerinde sentrozoma rastlamış olduklarını rapor etmişlerse de sonraki araştırmalar bu bulguları pek de kanıtlar nitelikte değil. Sinir hücreleri, gelişim dönemleri içerisinde özelleştikçe, çoğalma yetilerini de kaybediyorlar. Bölünme yetisinin yitiminin, meydana gelebilecek bölünmelerin, mevcut sinaps ağlarının da bozulmasına yol açabileceğinden evrilmiş olabileceği düşünülüyor. Sinir Hücrelerinde Sentrozom Görevi Görebilecek Bir Yapı Oluşturulursa, Kendilerini Yenileyebilme Özelliğini Edinebilirler mi?Eğer ki sinir hücrelerine böyle bir müdahalede bulunacak olursak, tekrar bölünebilme özelliği kazanacaklardır. Ancak uzmanlar, bu yöntemin tıp uygulamalarında niçin kullanılamayacağına dair iki önemli noktaya işaret ediyorlar:1.) Eğer ki, sentrozom yapısını kaybetmiş bir hücrede bu yapıyı tekrar oluşturursak, hücre kontrolsüzce çoğalmaya başlıyor. Tıpkı kanser hücreleri gibi. Bu nedenle de bu uygulama, tümör oluşumlarına yol açıyor.2.) Eğer ki, sentrozom yapısı yalnızca embriyonal dönemde korunan hücrelerde (örneğin, sinir hücreleri) bu yapı müdahale ile sürekli hale getirilirse, hücreler özelleşme durumu göstermiyorlar. Çünkü hücrelerdeki özelleşme, sentrozom yapısının kaybından sonra gerçekleşiyor.İnci Ayhan

Atom Bombası Nasıl Yapılır?

Temel Kimya


Peryodik Tablo


Canlıların Dünyası



Maddenin Yapısı



Jeolojik Devirler



Robotik



Ekosistem



Klonlama


Tam Ekran

Genler ve DNA


Tam Ekran

Hücreye Yolculuk



Tam Ekran

Üreme



Tam Ekran

Yer Küremiz



Tam Ekran

Evrenimiz



Tam Ekran

Duyu Organlarımız



Tam Ekran

Dijital Elektronik



Tam Ekran

İnternetin Geleceği

Okumak İçin Tıklayınız

Web Aramaları Sınıflandırılıyor

Okumak İçin Tıklayınız

Google, Okyanuslara da El Attı

Okumak İçin Tıklayınız

Bilgisayarınıza Bir Teleskop Daha

Okumak İçin Tıklayınız

İnternet Yakında 100 Kat Daha Hızlı Olabilir

Okumak İçin Tıklayınız

Medpedia:İnternet'te Tıp Ansiklopedisi

Okumak İçin Tıklayınız

90.000 Yazarlı Kitap

Okumak İçin Tıklayınız

İnternet Trafiği Bir Yılda %53 Arttı

Okumak İçin Tıklayınız

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı Grid'e Kavuşuyor

Okumak İçin Tıklayınız

Dergiler Artık Google Kitap Arama'da

Okumak İçin Tıklayınız

Memristörler Sayesinde Yongalar Daha Hızlı ve Ucuz Olacak

Okumak İçin Tıklayınız

Bilgisayarlar Daha Ne Kadar Küçülebilir

Okumak İçin Tıklayınız

İnternet'i Yavaşlatanlar Bilgi Karadelikleri mi?

Okumak İçin Tıklayınız

Bilgisayarlar İçin Parmak Enerjisi

Okumak İçin Tıklayınız

Diyaframsız Görünmez Mikrofon

Okumak İçin Tıklayınız

Silicon Graphics Çehre Değiştirdi

Okumak İçin Tıklayınız

Sinkrotronlara İlgi Büyüyor

Okumak İçin Tıklayınız

Nanoteknoloji

Okumak İçin Tıklayınız

Intel'den Hızlı Çip

Okumak İçin Tıklayınız

1 Damla Su İçindeki 1 Trilyon Bilgisayar

Okumak İçin Tıklayınız

Katlanabilir Bilgisayar

Okumak İçin Tıklayınız

Robot Futbolcular

Okumak İçin Tıklayınız

Süper Patlayıcı

Okumak İçin Tıklayınız

Işıkla Kuantum Hesaplama

Okumak İçin Tıklayınız

Karşımadde Mikroskobu

Okumak İçin Tıklayınız

O Artık Yok!

Okumak İçin Tıklayınız

Internetle Uydu Bozma

Okumak İçin Tıklayınız

Yeni Fizik İçin İnternet

Okumak İçin Tıklayınız

Üniversite giriş sınavı ÖSS yine değişti

YÖK Genel Kurulu, 2010 yılından itibaren yükseköğretime geçişte uygulanacak yeni sınav sistemi konusunda karara vardı. Alınan karara göre üniversitelere giriş sınavı 2010 yılından itibaren iki aşamalı yapılacak.Alınan karara göre üniversitelere giriş sınavı 2010 yılından itibaren iki aşamalı yapılacak. Birinci aşaması “Yükseköğretime Geçiş Sınavıö olarak adlandırılan ortak ve tek bir sınav olacak. İkinci aşama ise Lisans Yerleştirme Sınavları olarak adlandırılan 5 sınavdan oluşacak. YÖK Genel Kurulu’nda 2010 yılında uygulanacak üniversiteye giriş sistemi ile ilgili değişiklik kararını aldı. YÖK’ten yapılan açıklamada ortaöğretimden yükseköğretime geçişte iki aşamalı sınav yapılacağı kaydedildi. Açıklamada şöyle denildi:“Birinci aşaması Yükseköğretime Geçiş Sınavı olarak adlandırılan ortak ve tek bir sınavdır. İkinci aşaması ise lisans yerleştirme sınavları olarak adlandırılan 5 sınavdan oluşmaktadır. Yükseköğretime geçiş sınavı ortaöğretimi başarı ile tamamlayan ve yükseköğrenim görmek isteyen kişilerin tabii tutulacağı Yükseköğretime geçiş için yeterliliği ölçen bir sınavdır. Bu sınav adayların açık öğretim programları ile örgün ön lisans programlarına yerleştirilmesinde esas alınacak olan başarı puanını, lisans programlarına yerleştirilebilmesi için yapılacak lisans yerleştirme sınavlarına girebilmeleri için asgari başarı puanını belirler.LYS 5 SINAVDAN OLUŞACAKYükseköğretime Geçiş Sınavı’nda (YGS) orta öğretimde okutulan ortak derslerin yükseköğretim açından temel belirleyici olanlarından sorular sorulacak. Bu sınavda Türkçe dil ve anlatım, temel matematik, sosyal bilimler ve fen bilimleri alanlarından sorular sorulacak.Yapılan açıklamaya göre Lisan Yerleştirme Sınavları (LYS) adayların ders düzeyindeki bilgi ve yeteneklerini ölçen ve açık öğretim dışındaki örgün lisans programlarına yerleştirmede esas alınacak başarı puanı belirlenecek. LYS; matematik, geometri sınavı (LYS1), fen bilimleri sınavı (LYS2), Türk dili ve edebiyatı, coğrafya 1 sınavı (YLS3), Sosyal Bilimler (Tarih, Coğrafya 2, Felsefe Grubu) sınavı (LYS4), Yabancı Dil Sınavı (LYS 5) olmak üzere 5 alanda yapılacak. Bu sınavlar kapsamına birden fazla dersin yer alması halinde adayın her bir ders için aldığı puan ayrı ayrı hesaplanacak.LYS’de alınan puanlar matematik-fen (MF), Türkçe-Matematik (TM), Türkçe-Sosyal (TS) ve Yabancı Dil (Y) olmak üzere 4 grupta hesaplanacak. Matematik-Fen grubu puan için LYS1 ve LYS2’den Türkçe-Matematik grubu puan için LYS1 ve LYS3’den sınava girecek. Türkçe-Sosyal Grubu puan için LYS3 ve LYS4’ten, yabancı dil grubu ise LYS5’den sınava girecek. Bunlardan her bir gruba giren puanın hesaplanmasında YGS’deki temel matematik ve Türkçe testleri de belli bir oranda etkili olacak.Bu puan türlerinin her birinde ayrıca MF1, MF2, MF3 veya FM1, FM2, FM3 veya TS1, TS2, TS3 veya YD1, YD2, YD3 gibi “tasniflerinö oluşturulabileceği belirtildi. Yapılan açıklamada şöyle denildi:“2547 sayılı kanunun 45. maddesi hükümleri göz önünde bulundurularak; YGS’deki test puanları üzerinden belirli yeterliliklerin aranması, LYS’deki derslere ait testlerin o sınavdaki ağırlıkları, puan türlerindeki testlerin o puan türünün hesaplanmasındaki ağırlıkları, üniversitelerden görüş almak suretiyle puan türlerinin niteliğini ve niceliğinin belirleme, aynı yüksek öğretim programı için birden fazla puan türü tanımlanması hususları ile yükseköğretime geçiş sisteminin gereksinim duyduğu diğer konular YÖK Genel Kurulu tarafından daha sonraki toplantılarında karara bağlanacaktır.YÖK’ün bu yılki sınavda herhangi bir değişiklik yapılması ile ilgili halen bir karar alınmazken edinilen bilgiye göre 2009 ÖSS’de herhangi bir değişiklik yapılmayacak.

Kablosuz ağınız ne kadar güvenli?

CHIP Online, kablosuz ağınızın açıklarını profesyonel araçlarla nasıl tespit edeceğinizi açıklıyor.

Microsoft'un ilginç köstebek davası...

Microsoft'u sarsan köstebek krizinin altından, Windows'u korsan kullanımdan koruyan bir sistem çıktı
Yazılım devi Microsoft, şirket içerisindeki yetkisini kullanarak şirket için son derece önemli bazı dokümanları kendi bilgisayarına indirmesinden ötürü eski çalışanı Miki Mullor'u mahkemeye verdi. 2005 yılının Kasım ayında Microsoft'ta çalışmaya başlayan Mullor, burada işe başlamadan önce daha önceki iş yeri olan Ancora Technologies isimli bir yazılım şirketinde çalıştığını ve buradan ayrıldığını Microsoft'a bildirdi. Ancak Microsoft'a göre Mullor, Microsoft'ta çalışmaya başlamasına rağmen Ancora isimli şirkette CEO olarak çalışmasını sürdürmeye devam etti. Microsoft'ta çalıştığı süre içinde yetkilerini kullanarak şirketin bazı gizli dosyalarını bilgisayarına kopyalayan Mullor ise durumun fark edilmesinden dolayı Microsoft'la mahkemelik oldu. Bu arada önde gelen bazı bilgisayar üreticilerine dava açan Ancora ise kendine ait bir patent hakkının bu şirketlerce ihlal edilmesi nedeniyle HP, Dell ve Toshiba'yla mahkemelik oldu. Bu iki olay arasında bağlantı kurulduğunda ise bir bakıma her şey ortaya çıktı: Mullor, Ancora'nın HP, Dell ve Toshiba'ya patent ihlali gerekçesiyle açacağı dava için Microsoft'tan bir takım belgeleri kendi bilgisayarına kopyalamıştı. Ancora'ya göre, Windows'u korsan kullanımdan korumak için geliştirdiği ve patentine sahip olduğu System Locked Pre-Installation isimli bu sistemi ihlal eden söz konusu bilgisayar üreticileri, önceden aktive edilmiş Windows Vista işletim sistemini kullanan bilgisayarları kullanıcılarına sunmuştu. Yani diğer bir deyişle Mullor, CEO'luk görevini yürüttüğü Ancora'nın açacağı davada elini güçlendirmek için Microsoft'taki yetkilerini kullanarak davada Ancora'nın işine yarayabilecek belgeleri bilgisayarına kopyalamış gibi görünüyor.

Intel ekran kartlarını işsiz bırakmaya hazır

Oyun dünyasına ilginç bir yenilik geliyor. Intel'in yeni geliştirdiği bir teknik, oyun grafikleri yükünü GPU üzerinden alarak, bir kısmını CPU'ya aktarmayı hedefliyor. Var olan oyunlarda CPU genellikle yapay zeka ve fizik kuralları gibi işlemleri gerçekleştirirken, daha hızlı olan GPU üst düzey grafik hesaplamaları görevini üstleniyor. Intel, yeni tekniği ile artık üç boyutlu grafiklerin çok çekirdekçi işlemciler tarafından rahatlıkla üretilebileceğini iddia ediyor.Intel'in Mart ayına başlayacak olan Oyun Yapımcıları Konferansı'nda (GDC 2009) resmi olarak duyuracağı bu teknik, endüstrideki profesyoneller tarafından şimdilik şüphe ile karşılanıyor. GPU'nun bazı hesaplamalarda yetersiz kaldığı biliniyor ama yine de grafik konularında işlemcinin GPU'dan daha iyi performans göstereceğine Intel dışından henüz ikna olan çıkmadı. Intel, Smoke (duman) adını verdiği bir demo ile tüm bu sorulara yanıt vereceğini söylerken, uzmanlar bunun mümkün olması durumunda da bu kez işlemcinin kendi asıl görevi olan fizik hesaplamaları ve yapay zekanın eskisi gibi işlemeyeceğini iddia ediyorlar.

İşte sürücüleri şok eden hack hikayesi.

Hacker'ların yeni hedefi elektronik trafik tabelaları oldu: İşte sürücüleri şok eden hack hikayesi.

Bilgisayar kullanıcılarının en büyük kabusu olan ve şirketleri milyonlarca dolar zarara uğratan hacker'lar, bu kez çok farklı bir şekilde haberlere konu oldu. Bir karayolu üzerinde bulunan elektronik tabelayı hack'leyen hacker'lar, tabelada yer alan yazıları değiştirerek kendi mesajlarını sisteme girdiler ve işte sonuç: Yolda seyreden ve bu elektronik tabelanın yanından geçen sürücüler ilginç elektronik mesajları görünce şaşkınlığını gizleyemedi: "Nazi Zombies Run!" (Zombi Naziler, Kaçın) "Zombies in area run" (Zombiler var, kaçın) ve "Caution Zombies Ahead!!!" (Dikkat, ileride zombiler var) gibi mesajları sisteme giren hacker'ler daha önce de buna benzer saldırılarda bulunmuştu.Olayın ortaya çıkmasıyla birlikte haberlere de konu olmaya başlayan hacker'ların mesajları ise çok geçmeden tabeladan kaldırıldı.